TACS  Delivers the Insight and Vision on Technology for Strategic Decisions

Batı ve G-20

       
Home ] Up ] TACS Hizmetleri ] TACS Yetkinlikleri ] TACS Pazarları ] TACS Hakkında ] Görüş ve Haberler ] Bağlar ] İçerik ] Ara ]
Yuzde Bir ] Türkiye Çelişkileri ] Avrupa'nın neresindeyiz? ] Türkiye’nin Dış Borçları ] Borç Faizi ] RTE 2002-2007 ] Milli Gelir ] Türkiye Ekonomisi 2008 ] 2009-2010'da Ekonomi ] Stagflasyon Slumpflasyon ] [ Batı ve G-20 ] Washington Uzlaşısı ] Serbest Piyasa ] Stratejik Öngörü 2023 ] Türkiye Ekonomisi 2050 ] Kapitalizm ] İtirafsız Dersler ] Liberal Ekonomi ] Borsa Nedir? ] Liberalizmden Toplumculuğa ] Sorun ve Çözüm ] Ekonomik Gelişim ] IMF ] Kapitalizmin Gelecegi ] Bilgi Ekonomisi ] Yüksek Teknolojik Üretim ] Pardus ] DYSG ] Gümrük Birliği ] Konut Ekonomisi ] Turizm ] TSK 500 ]
 



 

Up

Ya Batı’nın saltanatı, ya G-20’nin başarısı
   
   

   
   
Önümüzdeki hafta gözler Londra’da yapılacak olan G-20 Zirvesi’ne çevrilecek. Başbakan Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu G-20 ülkeleri liderlerinin, halen yaşanmakta olan krize ve diğer küresel sorunlara karşı etkili küresel çözümlerin yolunu açabileceğini düşünenler de var, bu görüşe katılmayan ve G-20’nin küresel sorunlara çözüm üretecek bir platform oluşturamayacağını düşünenler de. 
Benim görebildiğim kadarıyla G-20’nin başarılı olabilmesi için, toplantıya katılan tüm ülkelerin, kendi çıkarlarını ve ayrıcalıklarını ikinci plana itip, küresel boyutta bir ortak payda arayışına odaklanması gerekiyor. 
   
   
Batı’ya düşen rol
Bu noktada en önemli rol de 200 yıldır küresel düzene yön vermiş olan Batı’nın önde gelen ülkelerine düşüyor. Başta ABD olmak üzere bu ülkeler, diğer G-20 ülkeleriyle dayanışma içinde, küresel sorunlara gerçekten küresel çözümler bulma arayışında mı olacaklar? Yoksa G-20 platformunu kullanarak kendi ayrıcalıklı konumlarını sürdürme çabasında mı olacaklar? G-20’nin başarı şansını bu tercih belirleyecek.
G-20’nin etkili ve başarılı olması, Batı’nın günümüzün gerçekleriyle yüzleşmeyi göze almasına bağlı. 2009’un dünyasına baktığımızda nasıl bir tablo görüyoruz? 
-  Küreselleşme süreci ekonomik güç dengelerini değiştirmiş durumda.
-  Batı ülkeleri dünya ekonomisinin ancak yarısına doğrudan hükmedebiliyor.
-  Dünyadaki döviz rezervlerinin % 65’i Batı’nın kontrolünde değil.
-  Halen yaşanmakta olan kriz ABD’nin yönettiği küresel finans sisteminde patlak verdi.
-  Son 30 yıla damgasını vuran kökten piyasacı anlayış ve Anglosakson patentli, finansa dayalı model krize yol açtı ve gözden düştü. 
-  ABD’nin ve Batı’nın gücünü simgeleyen dev bankaların ve sanayi kuruluşlarının birçoğu batma noktasına geldi.
-  Buna karşılık kontrollü kapitalizmi uygulayan ve reel ekonomiye öncelik tanıyan Çin ve Hindistan gibi ülkeler başarılı oldu.
Batı’nın önde gelen ülkeleri bu tabloya bakarak gerçekçi bir değerlendirme yapabilirlerse, şimdi gelinen noktada eski ayrıcalıklarını korumaktan vazgeçip, diğer G-20 ülkelerinin de söz sahibi olduğu bir küresel düzenin oluşumuna katkıda bulunmanın en geçerli davranış olacağı sonucuna varabilirler. Batı, küresel saltanatını sürdüremeyeceğini kabul edip bu yola girerse G-20’nin başarılı olma şansı artar.
Eğer bunun tersi olur ve Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın ifadesiyle, “Krizi çıkartan mavi gözlü beyaz adam” küresel saltanatını sürdürme hevesini gemleyemezse G-20 havanda su dövmekten öteye gidemez. 


Doların tahtı tehlikede mi?

Geçen haftanın en dikkate değer gelişmelerinden biri, Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan’ın, ABD dolarını küresel sistemin hâkim rezerv parası olmaktan çıkartacak bir öneriyi gündeme getirmesi oldu. Rusya da, doların yerini alacak bir küresel para biriminin yaratılması için uluslararası bir konferans toplanmasını önerdi.
Çin’in önerisi üzerine fikri sorulan ABD’nin çiçeği burnunda Hazine Bakanı Tim Geithner, boş bulunup bu önerinin tartışılabileceğini söyleyince dolar hızla değer kaybetmeye başladı. Toyluğunun kurbanı olan Geithner hemen geri adım atarak “Dolar güçlü bir paradır ve hâkim rezerv para olarak kalmaya devam edecektir” açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Geithner’in açıklaması üzerine doların değer kaybı durdu.     

Oyunun açılış hamlesi
Bütün bunlar önümüzdeki dönemde sahnede kalacak olan bir oyunun açılış hamleleri. ABD’nin ve Avrupa’nın şimdi yaşanmakta olan krizle ciddi biçimde sarsıldığı ve küresel ekonominin tartışılmaz hâkimi olmaktan çıktığı bir dönemde, doların ve euro’nun küresel sistemin rezerv parası olarak kalması sorun yaratmaya başlıyor. 

Doların zafiyeti
ABD’nin krizi aşmak ve kendi banka sistemini ayakta tutmak için adeta sınırsız bir parasal genişlemeye gitmesi, doların değerinin orta vadede korunamayacağı kuşkusunu yaratıyor. Hanehalkından devlete kadar herkesin müthiş bir borç yükünün altına girdiği ABD’de, bu yükün ancak enflasyonla eritilebileceği tezinin tartışılması da doların geleceğine ilişkin kuşkuları artırıyor.
Çin ve Rusya gibi küresel ekonominin Batı dışındaki büyük oyuncularının, bu ortamda dolara ve euro’ya alternatif oluşturacak bir uluslararası para birimi arayışına girmesi pek şaşırtıcı değil. Ancak bu arayışın yoğun tartışmalara yol açacağı ve hiçbir ülkenin tekelinde olmayan bir küresel para birimini oluşturmanın kolay olmayacağı da ortada.
Yani hemen bir bankaya ya da döviz bürosuna koşup bütün dolarlarınızı satmanız gerekmiyor ama çocuğunuza bırakacağınız dolarlar ileride onu düş kırıklığına uğratabilir.


Bilgi teknolojisinde sınıfta kaldık

Davos toplantılarını düzenleyen Dünya Ekonomik Forumu’nun 2008-2009 Küresel Bilgi Teknolojisi Raporu geçen hafta yayınlandı. Bu yıl 134 ülkenin verileri esas alınarak hazırlanan raporda, Türkiye küresel sıralamada geçen yıla göre 6 sıra daha gerileyerek 61. sıraya düşmüş görünüyor. Türkiye 2007-2008 raporunda 127 ülke arasında 55., 2006-2007 raporunda ise 122 ülke arasında 52. sıradaydı.
Dünya Ekonomik Forumu’nun www.weforum.org adresinden erişilebilen rapordaki sıralama, birçok değişkenden yararlanılarak hesaplanan “Networked Readiness” (Ağ Toplumuna Hazır olma derecesi) endeksine göre yapılıyor. Türkiye’nin endeks oluşturulurken kullanılan bazı değişkenlerde çok alt sıralarda yer aldığı görülüyor.
Türkiye, “vergi yükünün etkisi” sıralamasında 134 ülke arasında 123. sırada, “basın özgürlüğü” sıralamasında 106. sırada, “hükümetin BT ürünleri alımına verdiği öncelik” sıralamasında 106. sırada, “ileri teknoloji ürünleri ihracatının ihracattaki payı” sıralamasında 93. sırada, “fikri mülkiyet haklarının korunması” sıralamasında 93. sırada, “eğitim harcamalarının milli gelirdeki payı” sıralamasında 90. sırada yer alıyor.

Osman Ulagay

   
   
   
 

TACS
 


 
 
   

 

Home ] Up ]

 

Copyright © 1997-2014 TACS
Last modified: July 13, 2016

The Best Networks Start with the Best Consultants, TACS